Kuzeyli Annem

PAYLAŞ
YORUM YAZ
Kitap Akrabalıkları

"Küçüklüğümde ne zaman bir şeyler yazsam ya da bir resim yapsam, iyi olmuş mu diye anneme sorma ihtiyacı duyardım. Ondan icazet almam şarttı.

Kendisi hakkında yazmamla ilgili bugün ne düşünürdü acaba?

Tedirginim, belki de kitabı sevmeyecek. Alkolik kocasından bahsedilmesinden gına gelmiş olmalı. Ketum ve çekingen olan kendisinden, hayali hastalıklarından, kederinden bahsedilmesini istemiyordur.

Satır aralarını okumayı bilecek, bu kitabın bir ilanı aşk olduğunu, öğretmenimizin Anneler Günü için dikte ettiği övgü sözleri hariç, onu sevdiğimi asla söylemeyen benim hatamı telafi ettiğimi anlayabilecek mi?

Bunları onu yeniden yaşatmak için yazdığımı anlayabilecek mi? Çünkü onu özlediğimi."

Jean-Louis Fournier’den yeni bir aile anlatısı daha.
“Kuzeyli Annem” tıpkı diğer Fournier kitapları gibi: sade, şiirsel ve sarsıcı...

Annemin adı Marie-Thérèse’di; Bakire Meryem gibi Marie, ma­nastırın taşlarını paspaslarken Tanrı’ya dua eden Lisieux’lü küçük azize gibi Thérèse.

Kutsallığın buhurları ve kokuları arasında yetişmiş olan annem deli dolu bir çocukluk yaşamamıştı, ailesinin yanında yüzü her gün gülmemiş olmalıydı.

Annesinin adı Delphine’di, biz ona “Arras’lı cici anne” derdik. Sert, neşeden yana fukara, daha ziyade sofu, azıcık soğuk, sıcaklık yaymayan biriydi. Pek dindar olmayan babamız yorgun olduğunda ona manastır kuşu diyerek alay eder, rahibelerini de al git yat, derdi.

Cici anne, rahibelere hayrandı. Evimize sık sık rahibeler gelirdi. Cici anne onları misafir ederken salondaki küçük bronz heykeli duvara doğru çevirirdi. Manneken Pis pipisini gösteremezdi.

Cici annenin dini bir danışmanı vardı, adı peder Vittel’di. Dur­gun su gibi adamdı. Saçları, yüzü, mayasız kutsal ekmek gibi bem­beyazdı. Sesinde hiçbir ifade yoktu. Mırıl mırıl konuşurdu, sanki çoktan cennete gitmiş gibi bir azize benzeyen bir havası vardı. Zaman zaman cici anne hastalandığında, eve gelip ona dua okurdu. Kuşağında Hz. İsa vardı, onu sırmayla işlenmiş bir bel çantasında saklıyordu. Evde onunla karşılaşınca, yere diz çökmek, ellerimizi kenetlemek, başımızı öne eğmek zorundaydık.

Tanrı’nın gözünün içine bakmak olacak şey değildi.

* E-posta adresiniz hiç kimseyle paylaşılmayacaktır.